Contents
- {Nur Talebeliği ve İhlâs Üzerine ve Bir Hatıra|Savaş hukuku Orta Çağ’dan beri vardır|Günün Karikatürü}
- {Cehl-i mürekkep ile hakikatı tersinden alarak tahrif edip değerlendirmelerinin ALTINCI ÖRNEĞİ:|Gerçeği tersine çeviren, Hristiyanlık inancını öne çıkaran Tekin’in ve hempâsının ürettikleri SEKİZİNCİ ÖRNEK:|Demirel’e çok minnettarız}
- {DÖRDÜNCÜ YALAN: ŞAHS-I MÜFTERİ VE MUHARRİFİN DÖRDÜNCÜ YALANI, AYNI ZAMANDA CEHALETLİ BÜHTANI|Son Eklenenler|İslam Düşüncesi Üzerine}
{Ahmed Ziyaüddîn-I Gümüşhanevi Hz Gümüşhane Belediyesi|Dünyanız Nurlansın. Sayfa 555|Risale:Üstad Hz ‘nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi}
{Bu iki unsur, bu pırlantanın lâyık olduğu yerde olmasını şimdilik engelliyor. Buna rağmen, onun kurduğu bütünün gereğince çalışıldığını söylemek mümkün değil. Kurduğu tefekkürün nerelere uzandığı, hangi meselelere karşılık geldiği, hangi karanlıkları aydınlatmaya yöneldiği tam anlamıyla keşfedilmiş değil. Gerçi onu fani bir dünyada kurulmuş fani bir devletin ‘beka’sına deva bulmak için istimale yeltenenler; Türkiye sınırlarına mal edenler, Osmanlı tarihine tevdi edenler..|Mahkeme heyet-i hâkimesinin ve Dâhiliye Vekili’nin ve Meclis-i Meb’usan riyasetinin nazar-ı dikkatlerine arzedilecek ayn-ı hakikat bir istidadır. Ve çokların hayat-ı ebediyelerine taalluk eder bir arzuhaldir. Bu soruya kar��l�k akla gelen cevab�n iki ve�hesi vard�r.|Böylece bu eserleriyle,son asrın en büyük muhaddislerinden olmuş. Hâtimetül Muhaddisîn diye lakabkazananlardan birisi olmuş. Yâni yazmış olduğu bireserin başında, muhaddislerin hayatlarını yazarken, bizim hocamız, şeyhimizAhmed Ziyâeddin-i Gümüşhanevî Hazretleri’ni de böyle en güvenilir bahis siteleri konusu etmiş. Ervâdî hazretleri, 1858 senesinde Şam’da vefat eder.}
{Güçlü bir muhakemenin dokunaklı bir üslubla buluştuğu bu savunmada, “Musibetlerin tenevvüü, bana musikinin nağmelerinin tenevvüü gibi geliyor” ifadesinin de belgelediği üzere, bir yanda kader-i ilahîye karşı boynu kıldan ince, öte yanda dünya ehli karşısında dimdik ayakta bir tavır sergileyecekti. Bekir Berk Ağabey vefatından 10 gün önce Üstâd’ı ziyarete geldi. Mersin’de yerel bir gazete Üstâd’ın aleyhinde yazılar yazdığını Bekir Berk Ağabey, Üstâd’a göstermiş. Bekir Ağabey, “Üstâd’ım bunları mahkemeye verelim, dava açalım.” deyince Üstâd şöyle dedi; “Bu yazılar aleyhimizde de olsa, İnsanlar Risale-i Nur’u merak ederler. Bunların bir kısmı da Risale-i Nur’a talebe olurlar.|Dördüncü Şua’da Risale-i Nur için ‘netice-i hayatım ve sebeb-i saadetim ve vazife-i fıtratım’ demektedir. Bu yolculukta Ankara ismi kat’iyetle yoktur ve mümkünde değildir. Üstadın yanından hiç ayrılmayan hizmetkar talebelerinin hiç birisinden böylesi bir ziyaretin şahitliği de yoktur. Kadir Mısıroğlunun kaydettikleri ise; “Doktorlar, aklında bir noksan olmadığını ve sırf görgüsüzlüğü sebebiyle yakışıksız sözler sarf ettiğini söyleyerek onu serbest bırakmışlardır” şeklindedir. Biz şu uydurmacalı te’viller düzen, sinsi düşmanlık güden bu şahıslara ne diyelim?|İnşâallah başka vakit, daha tafsilatı işiteceksin. Şimdi size Mirac’a dâir bir Söz yazıldı, arzu ettiğiniz için. Yoksa ben hasta idim, halim müsait değildi. Güzel, dikkatle okuyunuz, sonra nasıl bulduğunuzu bana yazınız. Çünkü pek süratle müsvedde hâletinde yazılmış, size gönderilmiştir.}
{Nur Talebeliği ve İhlâs Üzerine ve Bir Hatıra|Savaş hukuku Orta Çağ’dan beri vardır|Günün Karikatürü}
{
- Kur’an’a, Peygambere (A.S.M.) ve İslâm dininin hakikatına, feraset, irşat ve tahkikâtına muğâyir, zıt, aykırı bir yana sapmamış, tam aksine bir hidayet âbidesi olarak daima nur-ı iman, feyz-i Kur’an neşretmiş ve bütün müşkil meseleleri halletmiş ve ortaya koymuştur.
- İşte acaba böyle bir insan, mahza bir hidayet âbidesi olmaz mı?
- Niyette değil; amelde,ibadette, hizmette, herşeyde rıza-yı İlahi olacak.Başkalarının rızası, kabulü, teveccühü beklenmeyecek, arzu edilmeyecek, istenmeyecek.2- Bu hizmet-i Kur’aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev’inden gıbta damarını tahrik etmemektir.
- İşte Müfessir-i a’zam Hazret-i Bediüzzaman’ın söyledikleri bunlar.
- İşte Hazret-i Bediüzzaman (R.A.) dinî usûl, akîde ve kelâmında bunu başarmıştır diyebilirim.
- Şunu iyi bilesin ki, hakikatları karıştırmak için sen istediğin kadar vesveseler üretip ortalığa serpiştir, bunların farkında olan hüşyar müminler ve uyanık Nurcular nöbettarlıklarında kâim ve dâimdirler.
{
|}{
|}{
|}
|
- {
- Çünki bizler sayıca azız, herkesin iman hakikatlerinin neşrine yardım etmesi gerekirken, rakibane çığır açak, başka kitaplar yazmak, neşretmek, onlara para ve zaman harcamak ve bir de cemaati onlarla meşgul etmek, (hele bir de medreselere, dershanelere bu başka kitaplar giriyorsa) bu cinayet-i azimedir.
- Risale-i Nur’a hizmeti büyük manevi makamlara tercih etmiştir.
- Hem Sultan Abdülhamid Han tahttan indirildiğinde Bediüzzaman Hazretleri İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti mensubu olarak İttihadçılar tarafından tevkif edilmişti ve hapisteydi.
- Gerçi kanunları bilmemek eksere göre bir mazeret teşkil etmez.
- Gümüşhânevî’nin halifelerinden Ahmed Ziyâüddîn Efendi, imamlıkta iken yaş haddinden emekli olmuş, Medine’de kırk senemücavir kalmış, hizmetlerde bulunmuştur.
- Bu kavgalara girmeye, takip etmeye en ufak bir arzu duymuyorum.
|}{
|}{
|}
|
- {
- Göklere çıkarak melâikelerden kulak hırsızlığıyla birşeyler elde etmek isteyen şeytanlara atılan ve onları yakan şehaplar gibi senin gibi müvesvislerin vesveselerine de hakikat göklerinden işte böyle şehaplar atılacak, hakikat semasının bütün câniplerinden sizleri recmedip kovacaktır.
- Çünkü, Kur’ân ‘Arş-ı Azamdan, İsm-i Azamdan, bütün isimlerin mertebe-i azamından’ nüzul etmektedir.
- Molla ve çetesinin “Lâhikalar Külliyattan değildir” iddiasını sordum.
- Di�er bir deyi�le, enf�s� ve �f�k� tefekk�r ve tezekk�re devam ve sebat etti�imiz �l��de, ene ve tabiat �irkinden az�de oluyoruz.
- Hem bu şahıs, herzenâmesi olan bu mahut kitabının birkaç yerinde, gördüğünüz gibi, sünnetten ve icma’dan da dem vurup söz eder.
- Ve onu anlamaya dönük çabalar, kendi anlayışını ona giydirmeye yönelik başka kimi çabalarla gölgeleniyor.
|}
{
|}{
|}
}
{Şimdi de, on gün evvel görüşmüşüz gibi geldi. Doktor keza el ve eteklerinizi öper, teveccühâtınızın bekasını istirham eder. Şimdi Yirmi Dördüncü Sözü okuyor ve bana birden dokuza ve onbirden yirmiye kadar olan sözleri getirmemi diliyor.|Size Yirmi Sekizinci Mektubun İkinci, Üçüncü Mes’elesini de gönderdim. O üç mes’eleyi nasıl telakki edeceğinizi, merak ediyorum. Hem bilirsin ki, insanın terakkiyatı şeytanlarla mücahededen ileri gelir. Sana hücum edenler ne kadar çoğalsa, sana o kadar kârdır.|Hem yine eğer öyle olsaydı M.Kemal’in 300 banknot maaş, mebusluk, köşk gibi cazip teklifleri kabul eder dururdu. Hz.Bediuzzaman, Hazret-i Peygamberin (A.S.M.) varisidir ve onun sünnet-i saniyesi yolundadır; hiçbir zaman dünyaya ve paraya meyletmiş değildir… ve o yüzden dinini bazıları gibi dünyaya satmamıştır. Demek ki, sen ya cehlinden ya da sinsi garazından ona fahiş iftirada bulunuyorsun. Bediuzzaman Van Medrest-üz Zehrası için Sultan M. Reşaddan alınmış bin altın liradan tek kuruşunu dahi yememiştir. O bin altın liranın tamamını ve hepsini Van Valiliğinin nezareti altında Medreset-üz Zehranın temellerine harcanmıştır.}
{Cehl-i mürekkep ile hakikatı tersinden alarak tahrif edip değerlendirmelerinin ALTINCI ÖRNEĞİ:|Gerçeği tersine çeviren, Hristiyanlık inancını öne çıkaran Tekin’in ve hempâsının ürettikleri SEKİZİNCİ ÖRNEK:|Demirel’e çok minnettarız}
{Dolayısıyla, Kur’ân’ı ne kadar fazla okursak, manevî kazancımız da o derece yüksek olacak. Ancak Kur’ân’ın metnini okurken, mânâsını izah eden tefsirleri, özellikle Risale-i Nur’u okumaya da ayrı bir itina göstermemiz gerekiyor. Bu bağlamda, Kur’ân’ın bu çağa hitap eden orijinal tefsiri olarak Risale-i Nur’daki birçok önemli bahsin Ramazan’da yazılmış olması, ayrıca üzerinde durulması gereken ilginç bir nokta. Müzâkereli dersler bir nevi çalışmalı dersler olarak da addedilebilir. Okunan bahisler öncesi, müzâkere konuları önceden belirlenir ve çalışılarak gelinir. Dersi okuyan kişi, dinleyenlerin de iştiraki ile dersi okur ve devam eder.|Yirmi-otuz yaş arasında ulaşılan icazet düzeyine, henüz onüç yaşında iken ulaştı. Yaşıtlarının medrese eğitimini henüz bitirdiği bir dönemde, o sayılı âlimler arasında anılmaya başlamıştı. İşte şapoğrafla sekiz sene evvel matbu’ Onuncu Söz’ün iki sahifelik ilâvesi, elbette ne bana ve ne de Hüsrev’e medar-ı mes’uliyet olamaz. Hem de ondan sonra afv kanunları çıktı ki; değil bunun gibi sinek kanadı kadar mevhum küçük cürümleri, belki hakikî büyük cürümleri afvetti.|Hesap günü huzur-ı İlâhîde hesaba çekilecektir. İşte o Hazret-i Üstad’ın mahiyet ve hüviyeti budur. O Cenab-ı Said hiçbir vakit Müslümanların saf derunluğundan istifade ederek kendini beğendirmeye ve kabul ettirmeye çalışmamıştır. Hiç kimsenin tek bir hediye, behiye ve sadakasını karşılıksız almamıştır. Hayatı fakr u zaruret ve azamî iktisat içinde geçmiştir. Kendisine hürmet ettirmek için ve kendisini büyük tanımaları için, bir minnet ettirme hissi verdirmemiş ve insanlara hoş görünme tavrını takınmamıştır.}
{
{DÖRDÜNCÜ YALAN: ŞAHS-I MÜFTERİ VE MUHARRİFİN DÖRDÜNCÜ YALANI, AYNI ZAMANDA CEHALETLİ BÜHTANI|Son Eklenenler|İslam Düşüncesi Üzerine}
|}
{Süfli, zaif olan şahsımla bağlamadım ki şahsımı düşürmekle o sözlere sarsıntı gelmesin. Gümüşhânevî hazretlerinin ticâretle uğraşan bir talebesi bir gecebaşka bir beldeye gitmek için yola çıktı. Yalnızlık, karanlık ve gideceği yerinuzaklığı onun için büyük tehlikeydi. Bir müddet yol aldıktan sonra kendisinibir korku kapladı. O an aklına hocası Gümüşhânevî hazretleri geldi. Gelmesiyle birlikte onuönünde beyaz bir at üzerinde görüverdi.|Demek ki o, meşrutiyetten 7,5 ay evvel gelmiş demektir. Yani meşrutiyetin arefesi diye bir şey söz konusu değildir. Meşrutiyet dönemi ve 1.Cihan Harbine ve sonrasına kadar hayatında yazdığı ve söylediği hiçbir yazı ve sözlerinden pişman olmuş değildir. Çünkü adı geçen o makale ve kitaplarını 1950’den sonra da yeniden ele almış, neşrettirmiştir. O günlerin cereyan eden olaylarının en berrak aynaları ve müstakim kıstaslarıdır. Ayrıca, Tekin Ahmet’in “İman parçalanmaz, bir parçasını inkar eden tamamını inkar etmiş sayılır.” dediğinin manasını biliyor mu?|Talebeler hocasının emri üzerine yolaçıktılar. Lâkin yanlarında vapurla karşıya geçmek için paraları yoktu. Gümüşhânevî hazretleri onların döndüklerinigörünce, gidin, buyurdu. Talebeler bir şey diyemeyip tekrar geriye yolakoyuldular. Bir müddet gittikten sonra parasızlık sebebiyle dönmek istediler.Üç defa bu durum tekrarlandı.}
{Tercihi buydu; çünkü, çağıyla ciddi bir hesaplaşma içindeydi. Genel geçer yargıların, zihinleri iğdiş eden modern tasavvurların onun zihninde yeri yoktu. Kıyafetiyle, yaşama tarzıyla, tefekkürüyle yaşadığı çağa meydan okuyor; mimi düşmüş dediği ‘medeniyetten istifa’sını, hiç de özür dileyici bir tavra girmeksizin, dayandığı temellerden emin, açık bir üslupla dile getiriyordu. Israrlı davetler sonucu 1922 Kasım’ında geldiği Ankara’da herkes Yunan ordusuna karşı kazanılan zaferin sarhoşluğu içindeydi. Ama o, Yunan ordusu yenildiği halde eski Yunan’ın fikriyatının o zaferin sarhoşluğu içindeki Ankara’da kol geziyor olduğunu hissetti.|Halen ülkemiz içinde ve dışında milyonlarca müntesibibulunmaktadır. Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi’nin Büyük Dedesi Molla AbdullahEfendi, Halil Necati Efendi’nin babasını da diğer iki kardeşiyle beraberİstanbul’a getirmiş, Fatih Medreseleri’ne yerleştirmiş ve kendisi deGümüşhânevî’ye intisab eylemiştir. Gümüşhânevî hazretleriMolla Abdullah Efendi’yi çok severlermiş.|Hatta bir kere “sen benim oğlum ol” diyeiltifat eylemiştir. Yarım asırdan fazla Tarsus muhitinde ilim, ahlak ve edep dağıttığısöylenen Hamza Efendi de Gümüşhânevî’ninhalifelerindendir. Gümüşhânevî’nin halifelerinden Ahmed Ziyâüddîn Efendi, imamlıkta iken yaş haddinden emekli olmuş, Medine’de kırk senemücavir kalmış, hizmetlerde bulunmuştur. Hac yolculuğu dönüşünde Mısır’a uğramış oradaüç yıl kalmıştır. Bu müddet zarfında yetiştirdiği kişilerden; Mısır MüftüsüMuhammed b.}
{“Evvela”dan sonra gelen on altı (16) kelimeyi kesmiş ve “Evvela nehy-i Kur’anî âmm değildir” diye başlamışlardır. Kendi kafalarında tasarladıkları iftiralarındaki bozuk şekle göre hakikatı kesip kırpmakla uydurma ameliyesini uygulamışlardır. Bu iki şahsın kestikleri kısım, mevzuun ana fezlekesidir. Bundan başka da, Hazret-i Üstad’ın metin içinde “Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasârâ ile, Yahudiyet ve Nasraniyet olan ayinleri hasebiyledir” deki “ayinleri” kelimesini “aynaları” olarak değiştirmişlerdir. Bunun yanında, Kur’an’ın tefsirlerinde, Resûlullah dönemindekinden çok çok fazlası hakikatlar bugünkü mevcut tefsirlerde yer almaktadır ki, bunlar sarihan asr-ı saadette kayıtlı değil idiler. Demek ki, zaman geçtikçe Kur’an’ın hakikatları da tavazzuh ediyor ve hakeza.|Bütün bunların yanında da, kendi nâfiz ve râsih içtihadını da yeri geldiğinde irae etmekten çekinmemiştir, elhamdülillah. İşte görüldüğü üzere, Kur’an’ın geniş manalarının hakkıyla anlaşılabilmesi için, az üstte adları geçen on beş kadar ilimlerin gerçek manasıyla tahsilinden gayrı, Resulullah’ın (A.S.M.) sünnetinin çok geniş ilimlerinin kâmil manasıyla bilinmesine vâbestedir. Evet, çünkü hadis, Kur’an’ın manalarının şerhli tatbikatıdır. Ehl-i sünnet ve’l-cemaatın dahi müçtehit ve kamil müceddit alimleri de bunu böyle kabul etmiş ve böyle amel etmişlerdir.|Ama önce, Bediüzzaman Hazretlerinin merhum Sultan II.Hamidin hakkında, hele onun zat-ı şahsiyeti hakkında hiçbir zaman ne ileri, ne de geri konuşmuştur. Meşrutiyetin ilanından önce hiçbir şey konuşmamıştır. Bediüzzamanın bütün nutukları, konferansları ve makaleleri ancak II. Ve hepsi de zabtetdilmiş, kaydedilmişlerdir. 7 adet konferanslardaki nutukları ve 21 adet yazı ve makaleleri Asar-ı Bediiye kitabında neşredilmiştir.}
{Tüm Müslümanlara fevkalâde çirkin bir hakarettir. Yani Türkiye Müslümanlarının cahil, müzebzib ve dinlerine bağlılıkları ince bir iple bağlı olduğu, basit bir propaganda ile hemen Hristiyanlaştırılabilecek kimseler olduğunu iddia etmekdir. Böylesi bir iddia ise, ya çatlak ve oynak bir aklın hamakatındandır, ya da Hristiyanlık için çabalayan misyonerler tarafından kiralanmış menfi yönden propagandacı bir militanlıktır. Ama ardında bıraktığı, zaten yaşarken dahi şahsına değil ona dikkatleri yönelttiği Risale-i Nur, millî-devletlerin dar sınırlarını aşıyor; hangi devlete ve ulusa mensup olurlarsa olsun, şu dünyada bulunuşunun cevabını araştıran nice insan tarafından okunuyor. İmandan gelen bu aydınlık ve genişliktir ki, bir insanın kalbine doğan Risale-i Nur’a tüm dünyayı kuşatan, tüm insanlara ulaşan bir boyut kazandırır. Nitekim, bu değerli eser bugün dünyanın yalnızca bu bölgesiyle sınırlı kalmaksızın, milyonlarca insana iman reçetesi sunuyor; varoluşuna dair, Kur’ânî bir açıklama getiriyor.|Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretleri Mısır’da ikametettikleri sırada halifesi Hasan Hilmi Efendi (k.s.)’nin şahsında bütünmüridlerine hitap eden mektubunda şeriat, tarikat, hakikat ve ma’rifetin onmakamını, “usûl-i aşere” prensibi içerisinde izah etmektedir. Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin babası Hasan Hilmi b. Ali el-Kevserî (k.s.) Düzce’deyıllarca Râmûz ve Garâib okutmuştur. Düzce’ninileri gelenleri tarafından yaptırılan Yeni Cami bitişiğindeki medresedemüderris olarak ders okutmakta iken Gümüşhânevî’nin emri üzerine bu medreseninyanına 1892’de bir tekke yaptırdı.|Âl-i İmran’da yine âyâtıyla lafz-ı Celal tevafuktadır, müsavidirler. Yalnız lafz-ı Celal, iki yüz dokuzdur, âyet iki yüzdür. Böyle meziyat-ı kelâmiyede ve belâgat nüktelerinde küçük farklar zarar vermez, takribî tevafukat kâfidir. [14] Bu hadisin mürselliğine dayanılarak ziyade zayıflığına hükmedilmiştir. Bediüzzaman babası ve ağabeysinden aldığı harçlıktan gayrı hiç kimseden sadaka, hediye, zekat ve ihsan almamıştır.}
{Konuşmasını iseancak sohbetlerine müdavim olanlarla, konuşma tarzına alışık olanlaranlayabiliyordu. Abdülhamid ile hususî bir yakınlıklarının bulunduğu özelistişare ve toplantılarının olduğu da bilinmektedir. Bu dönemden sonra artık irşat faaliyetlerine de hız vermiş, pekçok talebe yetiştirmiştir.|Amma hususiyle Mehdi meselesi hakkındaki pek çok hadis-i şerifler olduğunu gösteren, bilhassa İmam Celâleddin-i Süyûtî’nin “El-Örfül-Verdi Fiahbar-il Mehdi” eseridir. Bu eserde yüz yetmiş kadar hadis-i şerif cem’ edilmiştir. Yani, ahirzamanda Hazret-i Mehdi’nin çıkacağı hakkında Müslümanlarca herhangi bir şek ve tereddüt yoktur. Tereddüt gösterenler, Peygamberi (A.S.M.) tekzip etmiş olurlar.|Onu lâyıkınca değerlendirip akıl ve gönül vitrinlerinin mutena bir yerine yerleştirecek liyakatli muhataplarını bir gün elbette bulacaktır. Gözünü kapayan, güneşi yok etmiş olmaz; gündüzü kendine gece yapar. Gerçekten Risale-i Nur gerek temel çerçevesi, gerek bu çerçeve içinde ele aldığı meseleler, gerek paralel bir unsur olarak sunduğu tazammunlar itibarıyla, önümüze anlamlı bir bütün sunmaktadır. İman üzerinde temellenen ve insanı esas alan bir yaklaşımla, çağa, hayata ve kâinata dair anlamlı çözümler önermektedir. İnsana Rabbini tanıtıp, onu, Rabbinin şu dünyayı ve insanı yaratış amacına uygun biçimde yaşamaya çağırmakta; dünyayı her bakımdan felâkete atan ve en önemlisi ebedî bir helâkete sürükleyen nefsanîliklerle mücadeleye davet etmektedir.}
{Onun için Mehdi-yi Azamın talebeleri Risale-i Nuru neşretmekten, okumaktan, yazmaktan geri çekilmez, çekinmez. Üstâd’ımızın gösterdiği tarza ve hususan Lahikalarda yazılı hizmet esaslarına Risale-i Nur’dan yerlerini göstererek, taviz vermeden dikkat çektiği için bazı kişilerin bundan rahatsız olduğunu söyledi. Bu rahatsızlıkların çoğunlukla Yeni Asya / Yeni Nesil ekolünden gelenlerde ortaya çıktığını ifade etti. Zaten Envar Neşriyat, ingilizce risalelerde islam ilahiyatına uygun tabirler ile bazı risaleleri yeniden tercüme edip baskıya geçildiğini biliyoruz. Madem ki Risale-i Nur ve Bediüzzaman Hazretleri’nin makamını biliyoruz, Mehdi-yi Azam’ın makamını bilen bir Nur Talebesi asla taviz vermez, hatalı meslek tatbikatlarına karşı taviz vermez, Risale-i Nur’un esaslarını bozacak icraatlara girişenlere karşı tavizsiz olur” dedi.|Eğer senin Eskişehir askeri ceza evindeki arkadaşım dediğin Hüsrev ağabeyde sana bunu öyle söylemişse-ama eğer söylemişse-kesinlikle oda hilaf söylemiştir. Demek ki bu adam, İslâm aleminin topyekûnunun, hususiyle büyük müceddit ve müçtehitlerinin Kur’an’a ve sünnete dayanan azim icma’ halindeki görüşlerini değil, Hristiyan papazlarının görüşlerini benimsemiştir. Hem de daire-i itikadı, daire-i muamelâta karıştırmağa mecburiyet yoktur. Kabildir ki, o kısım Jöntürklerin muradı bu olsun.” Âsâr-ı Bedîiye, s. Şimdi mevzuumuza geliyoruz ve Hazret-i Üstad’ın “Münazarat” eserindeki mezkur konularla alakalı sorulan sualleri ve verilen cevapları sıra ile kaydediyoruz.|O misaller, sahife numarasını verdiğimiz “Sözler” mecmuasının arasındadır, isteyen bakabilir. Bahsi fazla uzatmamak için buraya almaya gerekli görmedik. Evet, Hazret-i Üstad’ın söylediği çok başka ve tamamen ayrı bir şeyin mahiyetini öğrenip bilmeden ve görmeden, iftirakâr bir şekilde geveleyip herzelediği için, 16. Şua’ında ise, öylesi bir tavsiyenin kokusu dahi hissedilmesi şöyle dursun, tamamen onun aksi vardır. Demek ki bu şahıslar, müfsit bir ekolün kiralık elemanları tarzında, gözlerini yumup ağızlarıyla iftira savurabilmektedirler. İşte cami, mescit, cuma ve cemaat ve bid’atlar meselesi hakkındaki Hazret-i Üstad’ın ifade ve beyanları ve talebelerini itidal-i deme ve sükûnete dair nasihatları böyle.}
0 Comments